Siber hapishane! Bir dolandırıcının kan donduran itirafları… Her şeyini sattı, kendini işkence kampında buldu

Siber hapishane bir dolandiricinin kan donduran itiraflari her seyini satti kendini iskence kampinda buldu Y8rbvxlw
Siber hapishane! Bir dolandırıcının kan donduran itirafları… Her şeyini sattı, kendini işkence kampında buldu

Güneydoğu Asya genelinde, yüksek maaşlı işler ve daha iyi bir yaşam vaadiyle kandırılan, ardından günde 18 saat yüzlerce kişiyi dolandırmaya zorlanan insan kaçakçılığı mağdurları, bu devasa dolandırıcılık yerleşkelerinde tutuluyor.

ChatGPT ve diğer yapay zekâ araçlarıyla hazırlanan şablon mesajlar ve güzel kadınlara ait sahte hesaplar kullanılarak, kurbanlar yavaşça ve planlı bir şekilde baştan çıkarılıyor. Ardından, ‘domuz kasaplığı’ (pig-butchering) olarak bilinen bu yöntemde kurbanlara, genellikle kripto paraları içeren bir ‘yatırım fırsatı’ sunuluyor.

Sonunda paralar ortadan kayboluyor; kurbanlar çaresizce ve meteliksiz bir şekilde kalırken, çete liderleri parayı cebe indiriyor. Dolandırıcı ise bir sonraki hedefine geçiyor ve döngü yeniden başlıyor.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

“BANGKOK’A GİTMEK İÇİN HER ŞEYİMİ SATTIM”

Bu şekilde kaçırılan dolandırıcılardan biri de Mwesezi Gideon Solomon’du. Uganda’nın Kampala şehrindeki evini bırakıp yeni bir yaşam umuduyla Bangkok’a gitmeye ikna edilmişti.

Şu an ‘Small Q’ adıyla müzisyenlik yapan 25 yaşındaki Gideon Solomon, bir internet kafede çalışırken bir müşterinin kendisine Tayland’daki bir bilişim işinden bahsettiğini ve onu Dubai’deki bir kadınla tanıştırdığını söyledi.

Solomon, Tayland turist vizesine başvurmak için Kenya’ya gitmek üzere otobüsle 17 saat yolculuk yaptı. Bangkok uçak bileti için 1.500 dolar bulması gerektiği, oraya vardığında bu paranın kendisine iade edileceği söylendi.

The Telegraph’a konuşan Solomon, “Çok ama çok zor bir dönemde karşıma çıkan bir fırsattı. Aileme destek olmak istiyordum. Bana güvenen çok sayıda kardeşim var. Sahip olduğum her şeyi satmak zorunda kaldım. Tüm bilgisayarları sattım” dedi.

21 Kasım 2023’te Bangkok’a uçtu. Havaalanına vardığında onu bir şoför karşıladı. Geceyi bir otelde geçireceği ve sabah patronlarıyla buluşmak üzere yola çıkacağı söylenmişti. Ancak bunun yerine, Tayland’ın kırsal bölgelerinde saatlerce arabayla götürüldü. O sırada bilmese de Moei Nehri yakınlarındaki Myanmar sınırına doğru ilerliyorlardı.

Sürüş sırasında araç birkaç kontrol noktasından geçti. Solomon, “Bu adamın hiç durmadan saatlerce araba sürdüğünü fark ettiğimde tehlikede olduğumu anladım. Artık etrafta hiç bina görmüyordum” ifadelerine yer verdi.

Sonunda bir benzin istasyonunda durdular ve orada onları bekleyen başka insanlar olduğunu gördü. Gideon Solomon arabadan zorla indirildi, pasaportu alındı ve yere diz çöktürüldü. “O kadar korkmuştum ki hiçbir şey yapamadım. Sadece dua ediyordum.” Başka bir şoför bir pikapla geldi ve Solomon, arkada ellerinde silah olan iki adamın arasına oturtuldu.

Solomon o anları, “Çok yüksek hızla gittiler ve bir nehre ulaştık. Gecenin bir yarısıydı. Burası barış içinde olan bir yer değil, açıkça savaş halindeki bir ülkeye benziyordu. Benim yaşlarımdaki insanların askerler gibi silahları vardı” sözleriyle anlattı.

Solomon, Myanmar’da Kyaukhat yakınlarındaki namı kötü Tai Chang kampına götürüldü. Bir askeri üs şeklinde tasarlanan Tai Chang, yüzlerce dönümlük bir alana yayılıyordu.

Solomon, “Ellerinde silah olan bir sürü asker, dükkanlar, basketbol sahaları, süpermarketler vardı. Ormanın içinde bir şehir gibiydi. Vardığımızda bana ranzalarla dolu bir nakliye konteyneri gösterildi. Çok sıkışıktı. Daha çok bir hapishaneye benziyordu. O sırada oraya neden götürüldüğümü hâlâ tam olarak anlamamıştım” dedi.

Ancak Ugandalı genç, bu kamplarda geçireceği altı ay boyunca binlerce kişiyi dolandırmaya zorlanacaktı.

ELEKTROŞOK VERDİLER, DÖVDÜLER

Solomon bir ofis binasına götürüldü, bir bilgisayarın başına oturtuldu ve çalışması söylendi. Kafası karışmış halde patronuyla konuşmak istedi.

Solomon, “Vücudu dövmelerle kaplı bir adam geldi. Elinde sigara vardı. Çok kibirliydi. Mafya gibi görünüyordu” dedi.

Genç adam bir toplantı odasına götürüldü. Oturmaya çalışırken patronu altındaki sandalyeyi tekmeleyerek fırlattı. Solomon, adamın daha sonra bir elektroşok cihazı çıkarıp kendisine elektrik vermeye başladığını anlattı:

“Çığlık atıyordum… Bana şok veriyor, yumrukluyor ve bağırıyordu. O an aklım durdu. Ne yapacağımı bilemedim. Birinin yardım etmesi için ağlamaya ve bağırmaya devam ettim. Ama izleyen herkes sessizce duruyordu.”

Kendisine söyleneni yapmazsa öldürüleceği söylendi. O andan itibaren denileni yaptığını söyleyen Solomon ekledi:

“Benden yapmamı istedikleri her şeyi kabul ettim. Geri dönüp bana verdikleri bilgisayarın başındaki sandalyeye oturdum. Sonra bana mesaj şablonları verdiler. Buranın bir dolandırıcılık merkezi olduğunu o zaman anladım.”

Şablonlarda “Selam, uzun zaman oldu, beni hatırladın mı?” veya “Akşam yemeğini kaçırdım, buluşmak için başka bir zaman ayarlayabilir miyiz?” gibi mesajlar vardı.

Günde 200 kadar kurbana, kamptaki adıyla ‘müşterilere’ mesaj atması söylendi. Solomon’a içinde ön ödemeli SIM kartlar ve ABD numaraları olan iki adet telefon verildi.

“Cezalandırılmamak için vurman gereken bir hedef olduğunu söylediler. Günde en az 60 müşteri edinmeli, onlara gerçek olduğunu kanıtlamalı ve sana aşık olmalarını sağlamalıydın” diyen Solomon bireysel vakaların çoğunu hatırlamıyor, çünkü çok fazla insan vardı ve günler iş ile işkencenin birbirine karıştığı bir kısır döngüye dönüşmüştü.

Çete, sahte kadın kimlikleri kullanarak kurbanları haftalarca, hatta aylarca kendilerine aşık etmek için uğraşıyorlardı. Onlardan Los Angeleslı zengin butik sahiplerini taklit etmeleri, lüks arabaları ve tasarım kıyafetleri olduğunu söylemeleri isteniyordu. Böylece onları bir ‘finansal fırsatla’ cezbedebiliyorlardı.

Modellik kariyeri vaadiyle Bangkok’a gelmeye ikna edilen Belaruslu Madeleine isimli bir kadın, kurbanlarla görüntülü konuşmalar yaparak ‘ilişkinin’ gerçek olduğuna onları ikna ediyordu. O, dolandırıcılığın ‘yüzü’ olmaları için kandırılarak getirilen birkaç kadından biriydi.

Solomon, “Sabahtan akşama kadar farklı müşterilerle görüntülü görüşmeler yaparlardı ve her şeyi ezberlemek zorundaydılar. Onlar da bizim gibi cehennemi yaşıyorlardı” dedi.

‘KARANLIK ODA’ CEZASI

Sorumlular, 18 saatlik vardiyaları boyunca dolandırıcıları izliyordu. Solomon, “Cevapsız bir mesajla yakalanırsanız, uyuklarsanız ya da gün bittiğinde hiç müşteriniz yoksa sizi cezalandırırlardı” diye konuştu.

İşkence tehdidi neredeyse sürekli bir araç olarak kullanılıyordu. Kullanılan yöntemler arasında elektroşok vermek, daha da uzun saatler çalışmaya zorlamak veya sıcakta egzersiz yaptırmak yer alıyordu. Ancak en kötü ceza ‘karanlık oda’ olarak biliniyordu. Solomon ve diğer 500 kişi ön kapıya yürüyüp kaçmaya çalıştıktan sonra buraya gönderildi.

Solomon karanlık odayı şu sözlerle anlattı:

“Aslında bir oda değil. Dışarıda, beton dökülmüş ve etrafı fileyle çevrilmiş bir yer. Gündüzleri doğrudan güneş ışığına maruz kalıyorsunuz, geceleri ise çok soğuk oluyor. Oraya vardığımızda bizi kelepçeleyip kancalara astılar. Orada geçirdiğimiz beş gün boyunca havada asılı kaldık. Üçüncü günde aklımı kaçırmak üzereydim.”

YARDIM ÇIĞLIĞI YÜZÜNDEN ÖLDÜRÜLDÜ

Solomon, karanlık odada yanındaki Etiyopyalı bir adamın yardım çığlığı attıktan sonra askerler tarafından dövülerek öldürüldüğünü söyledi, “Bir Myanmar askeri gelip kafasına vurdu. Durmadı, vurmaya devam etti. Kafasından kanlar aktığını gördüm, ta ki nefes almayı bırakana kadar.”

Sınıra yakın bölgelerde yaşayan Taylandlı köylüler, daha önce gazetelere yaptıkları açıklamalarda Moei Nehri’nde dolandırıcılık merkezlerinden geldiği düşünülen cesetler bulduklarını söylemişlerdi.

Günler süren işkencenin ardından, yıkanmalarına veya uyumalarına izin verilmeden doğrudan işe geri götürüldüler. Ancak Solomon, kaçış umudunu kaybetmedi.

KAÇIŞ PLANI VE KURTARILMA

Dolandırıcılık merkezindeki her vardiyanın sonunda, dolandırıcılara dağıtılan telefonlar tek tek sayılıp geri alınıyordu. Bu, dış dünyayla olan temaslarının sıkı bir şekilde kontrol edildiği anlamına geliyordu. Solomon, tek kaçış yolunun bir telefon çalmak olduğunu fark etti.

Bu yüzden çalışmayı reddetmeye başladı. Bunun daha fazla işkenceye yol açacağını biliyordu ancak bu sayede büyük patronun masasının yakınına kadar gelebildi. Masada aslında kullanılmayan birçok telefon olduğunu fark etti. Bir tanesini kaptı ve kazağının içine sakladı. Dışarı çıkarken hiç sesini çıkarmadı. Solomon’u kayıp telefon sebebiyle hiç aramadılar.

Genç adam yatakhanesine döndüğünde, Uganda’daki kardeşine bir WhatsApp mesajı gönderdi. Ayrıca dolandırıcılık için kullandığı Telegram uygulamasının bilgilerini de iletti. Diğer aileler de insanların kaçırıldığını fark etmeye başlamıştı.

Uganda’daki aileler yetkililerle iletişime geçerek alarmı vermeyi başardı. Kısa süre sonra, Uganda’nın Malezya Büyükelçisi Dr. Betty Bigombe, gece yarısı gizli telefon görüşmeleriyle kaçırılan işçilere onların serbest kalması için çalıştığını söylüyordu.

Ancak kamptaki suçlular telefonların çalındığını fark edince, Solomon Myanmar’ın diğer bir ünlü dolandırıcılık yerleşkesi olan KK Park’a nakledildi. Bu sırada Dr. Betty Bigombe, kampları yöneten suçlularla doğrudan görüşmeye başladı; suçlular her bir Ugandalının serbest bırakılması için 10.000 dolar fidye talep ediyordu. İletişim imkanları ellerinden alınan işçiler ve Solomon, bunu ancak daha sonra, kurtarıldıklarında öğreneceklerdi.

Genç adam sonunda tekrar Tai Chang kampına geri götürüldü ve bu kez kripto para dolandırıcılığı yapmaya zorlandı. Ancak bir nisan sabahı aniden kendisine, “Eşyalarını topla ve git” dendi. O, diğer 22 Ugandalı ile serbest bırakılmıştı.

Nehir kıyısına kadar kendilerine eşlik edildi ve karşı tarafta onları Tayland ordusu ile yardım çalışanları bekliyordu. Ardından uçakla evlerine, rahat bir nefes alan ailelerinin yanına gönderildiler.

KÜRESEL BİR SORUN VE GERİDE KALAN İZLER

Dolandırıcılık yerleşkeleri sadece Myanmar’a özgü bir sorun değil. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) tarafından yapılan bir araştırma, Kamboçya genelinde en az 50 benzer site buldu. Kampanya grubu, yetim çocukların bile bu kamplara kaçırıldığı vakaları raporladı.

Solomon’un kısa bir süre tutulduğu kötü şöhretli KK Park, daha sonra Myanmar askeri güçleri tarafından basıldı; 2.000’den fazla işçi bölgeden tahliye edildi ve Elon Musk’ın Starlink internet terminallerinden 30 tanesi ele geçirildi. Ancak KK Park, Tayland sınırındaki tahmini 30 yerleşkeden sadece biri. Sınırda mahsur kalan ve serbest bırakılan birçok işçinin tüberküloz testlerinin pozitif çıktığı bildirildi.

 

KAMP DENEYİMLERİNİ MÜZİĞE DÖNÜŞTÜRMEYE BAŞLADI

Uganda’ya dönen Gideon Solomon, hayatını yeniden kurmaya çalışıyor. Kamplardaki deneyimleri hakkında yazdığı şarkıları Spotify’da yayınlıyor ve diğer Ugandalıların bu tuzaklara düşmesini engellemeye çalışıyor.

Serbest bırakılmasından bu yana kabuslar görüyor, kötü beslenme nedeniyle mide ülseriyle mücadele ediyor ve görme sorunları yaşıyor. Ancak dolandırıcılık merkezinde çalışırken başkalarına zarar verdiğini biliyor ve bunun için çok üzgün.

Solomon, “Her gün pişmanlık duyuyorum. Bu yüzden dolandırıcılık kurbanlarına da yardım etmek istiyorum; bunun bir tuzak olduğunu, bu hilelerin nasıl yapıldığını bilmelerini istiyorum.”

yok

Author: Serkan Öztürk